Kayıtlar

Ben de Nurcuyum

Resim
Nurların intişarı zamanında hizmet nasip olan bir ağabeyden bizzat dinlemiştim: “Ah keşke ben de Risale dersinde bulunurken jandarma bassa da beni de içeri alsalar..Torunlarıma gururla anlatacağım ve bir ömür gururla takacağım bu madalya bana da nasip olsa.. İçeride bana sorsalar: 'Ne için aldılar seni?' Ve ben şöyle desem: 'Nurcuyum diye..Risale-i Nur okuyorum diye..' Ne gurur.. Ne mutluluk.. Nasıl bir saadet ya Rab!” Evet..Böyle anlatmıştı.. Bu duaları ettiği, bu isteklerde bulunduğu sırada henüz yakalanmamıştı,fakat ileride o dua kabul olacak ve ona da o istediği şeref madalyası takılacaktı.. Kendisini yakalatmak için neler yapmamıştı ki..Nasip olmuyordu bir türlü.. Ders esnasında ani çıkan bir işinden dolayı dersten çıkıyordu ve haber alıyordu ki “o dersi jandarma basmış sonradan!” Derse tam vaktinde gidememişti..ders başlayalı yarım saati geçmişti..Tam dersin bulunduğu evin sokağına geliyordu ki jandarmanın orayı bastığını ve Nur talebesi kardeşlerini götürdüklerin...

Manevi Hastalıklar ve Risale-i Nur

Resim
Risalelerle hemhal olan herkes çok iyi bilir ki bu eserleri okuduğumuzda içimizde anlatılması imkânsız bir coşku, huzur ve saadet hasıl olur. Ve belki de kimi zaman Risalelerden herhangi bir kısmı okurken zihnimiz başka yerlere gider elimizde olmadan. Tıpkı namaz kılarken olduğu gibi. Belki şeytanın bir vesvesesi belki de akıl lâtifesinin hissesini aldıktan sonra tatil-i eşkali... Aklımızı tam mânada odaklayamadan okuduğumuz o dakikalar cennet bahçelerinde dolaşır gibi hisler uyandırır bizlere. Kitabı okuyup kütüphanedeki yerine koyarken de açık bir yaraya pansuman yaptırmışız da ağrımız sızımız azalmış hissi gibi bir his gelir kalbimize. İşte o imanî yaralara sürülen merhemlerin etkisidir Risale-i Nur. Kimi kişilerin bu anlattıklarıma şu şekilde bir itirazı olabilir: “Ben okuduğum zaman hiçbir şey anlamıyorum ve anlamadığım gibi sizin anlattığınız şekilde bir zevk de hasıl olmuyor bende!” Evet doğrudur. Ve yaşayanlar da var bunu kuşkusuz. Ama bu cümleleri sarf eden hiç kimse sonrasına...

Asıl Gündemimiz Risale-i Nur

Resim
Son zamanlarda gündeme bakan yönü ile kendimize bir özeleştiri gerekiyor. Gündem o kadar sıcak ve o kadar kızışmış vaziyetteki neredeyse aklımız fikrimiz herşeyimiz gündemdeki malum çekişmelere odaklandı.Ama bu bizi içten içe kemiren ve imani anlamda ciddi zararlar verebilen bir odaklanma.. Neden mi? Her sabah işyerimize gelip bilgisayarın karşısına oturduğumuzda 1-2 sayfa Kuran okuyup çalışmaya başlamak yerine..önce gündem ile ilgili bir gelişme var mı yok mu diye tüm manşetlere göz atmakla geçiriyoruz o vaktimizi..Hatta çok daha fazlasını..Önceliğimiz Üstadımızın tabiri ile "kalp ve mide dairesi"nden ziyade ta memleket dairesi olmuş maalesef. Ve sonra öğle yemeklerinde bulmuş olduğu boş vaktinde belki de açıp “ne kadar okursam kardır” diyerek 3-5 sayfa Risale-i Nur okumak varken o vakitler maalesef arkadaşlar ile gündem hakkında sıcak tartışmalara sarf ediliyor..Üstelik bu tartışmalarda hakikati anlatmak yerine “benim dediğim doğru” yu ispatlama peşinde koşuyoruz. Sosyal m...

Vicdanın Gözü Daima Açıktır

Resim
İnsan kainattaki tüm meseleleri zahiren “aklı” ile idrak etse de akıl sadece bir anahtar hükmündedir. Anahtarın, kapının kilidini açabilme istidadı varsa da kapıyı açabilme kabiliyeti yoktur. Yani, kilidi açar lakin kapıyı açamaz. Kapıyı açan iradedir, yani cüz-i ihtiyarıdır. "İman, Cenâb-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur." (1) Kilidi açıp, kapıyı açamamak ya da açmamak, aslında kilidi açmamakla eşdeğerdir. Her iki durumda da kapı kapalıdır çünkü. Kısacası iradesi olmayan akıl pek de akıl değildir aslında.. Bir de, iradesi de aklı da tam olup, vicdanlarının sesini kısanlarımız var aramızda.. Vicdanın görevi en önemlisi belki! Vicdan, akıl anahtarını, o anahtar için tasarlanmış doğru kilide sokması gerektiğini söyleyen Rahmani bir sestir, insanın içinde mütemadiyen konuşan.. Yorulmak bilmeyen.. Susmak bilmeyen.. “Evet, fıtrat ve vicdan akla bir penceredir; tevhidin şuâını neşrederler.”(2) “Vicdanın gözü daima açıktır!”...

Vakit Dua Vakti

Resim
Çok ızdırap dolu bir gündü.. Acılar içimde birer yılan misali tüm zehirlerini içime akıtıyorlardı sanki.. İhtiyar adama sordum : “Neyin nesidir bu?? Ne yapmam gerekir çözümünü bulamadığım bu ızdıraplara karşı?” Kolumdan tuttu ve beni yakınımızdaki çocuk parkına götürdü.. Oturduk.. Cevabı çok geçmeden orada verecekti bana: “Her şey insanlar içindir evlat,her şey insanlar için!” ..ve sustu yaşlı adam.. Acı çekmek..zorluklarla karşılaşmak..ağlamak..kederlenmek..dertlenmek..kötülükler..zulumat içinde kalmak bazen.. Yani tam bir matemhane-i umumiye… Hepsi ama hepsi insanlar içindi öyle mi???? Her şey insanlar içindi öyle mi??? Peki ya güzellikler(!) “Bak” dedi İhtiyar, “Bak,görüyor musun şurada oyun oynayan çocukları? Bak orada bir de daha konuşmayı bile öğrenememiş minik bir evlat var..tıpkı bir zamanlar senin de konuşamadığın gibi o da konuşamıyor.” İzlemeye başladık o minik yavruyu..aradan 5-10 dakika geçmemişti ki çocuk ağlamaya başladı.. Boğazını yırtarcasına ağlıyordu..gözyaşlarına bo...

“Uhuvvet ve İhlas” sırrına ne kadar muvaffak olabiliyoruz?

Resim
İçtimaî hayatta çoğu vaktimizi günlük siyasî meselelerin çeşitli mülâhazaları ile meşgul ediyoruz. Evet bir Nur Talebesi, özellikle milleti ve vatanı ilgilendiren meselelerde bir kanaat önderi bir yol gösterici olmalıdır. Risale-i Nur’dan öğrendiği altın prensipleri etrafına bir Nur misali yaymalıdır. Bu onun en önemli vazifesidir. Sadece imâni meseleler hakkındaki engin fikirlerini değil, günlük sosyal hayatımızda toplumu etkileyen hususlar ve alınması gereken tedbirler ve uygulanması gereken tavırlar hakkında da çevresini ve zulümattan kurtaracak tavırlar sergilemelidir, adımlarını ona göre atmalıdır. Özellikle son dönemlerde ülkemizin içinde bulunduğu kaos ortamında tasvir ettiğimiz “Nurcu” tanımına uygun Nur Talebelerine ne kadar ihtiyacımız olduğu çok daha net bir biçimde ortaya çıktı aslında. Ama bizler, yani Nur Talebeleri bu imtihandan ne derece başarılı çıktık-çıkıyoruz işte burası tartışmaya açık bir konu. Kastettiğim, Nur Cemaatinin içindeki herhangi bir franksiyon değil, to...

Ben Nurcuyum Diyebilmek

Resim
“Şucu-bucu değilsin sen, tefrika yapma” diyorsa sana nefsin, Ey Aziz Kardeşim, Haykır “Ben Nurcuyum” diye. Biz ne onun yanındayız ne de bunun Ey Aziz. Biz hakkın yanındayız her daim. Biz ne ona taraftarız ne de buna Ey Aziz. Sadece Hakka taraftar, Hakkın yanında olana “tefrika yapma” denir mi hiç? Onu dedirten şeytandır sen de biliyorsun.. Elimizde Nur.. Kalbimizde iman.. Aklımızda Kur’ân.. Dâvâmıza âşığız dilimizde “Allah” var.. Ağlasak, gözyaşlarımız zikir halinde düşer toprağa. Ve yeşertir kuru toprakları. Biz imanın sütünü kaynağından emmişiz. Çiğ çiğ değil, Risale-i Nur ‘un ocağında pişirip içmişiz. Adına Üstadımız gibi “Dâvâm” deyip binamızı o temele inşa etmişiz.. Tanışsak biriyle ilk derdimiz “Emr-i Bil Mağruf” olur. Kırsak birini elde olmadan, ilk derdimiz “Nurlara da küsmesin sakın” deyip yanına koşmak olur. “Hürriyetperverim” diyenlere Hürriyeti, Müslümanım diyenlere Kulluğu, âşığım diyenlere gerçek aşkı gösteririz.. Ve biz buna “Hizmet” deriz . Böbürlenmeyiz, hizmetin erler...