Kayıtlar

Bir Rüya-yı Sadıka

Yakından tanıdığım bir Nur Talebesinin görmüş olduğu rüyayı onun ağzından paylaşıyorum: Boş bir meydanda Nur Talebeleri toplanmış bir hususta ne yapacaklarını uğultu halinde, herkes kendi arasında konuşuyorlardı. Toplananların tamamı erkekti. Fakat insanlar yarıçıplak vaziyetteydiler. Ancak çıplaklıkları haram boyutunda bir çıplaklık değildi. Sonra oraya kim olduğunu bilmediğimiz birileri büyük kasalarda elbiseler getirdi. Bize bunları giyebileceğimizi söylediler. Biz de sevindik. Ancak ben elbiselere yaklaşınca hepsinin kadın elbisesi olduğunu farkettim. Hiçkimse o kıyafetleri başta giymek ,istemediler. Elbiseleri getirenlere "ama bunlar kadın kıyafeti" deyince onlar bize "tersini çevirirseniz erkek kıyafeti oluyor"    dediler. Biz de tersine çevirdik. Gerçekten de sureten erkek kıyafetlerine dönüşmüştü. Ancak kadın libası olduğu süslemelerinden, kumaşlarından  , heryerinden anlaşılıyordu. Herkez tek bir ortak paydada mütabık olup o kıyafetleri giymek hususunda k...

Bu ülkenin gerçek ulemaları kimlerdir ve neredeler?

Resim
Gün geçmiyor ki yeni bir hak ihlali daha yaşanmasın. Gün geçmiyor ki üzerine atılı bulunan suçlar kanıtlanmadığı ve hatta delillerin dahi bulunmadığı kişiler suçlu muamelesi görmesin ve anasından babasından eşinden dostundan yavrusundan ayırılıp hürrüyetine el koyulmasın.. Etraftan da bu hak-hukuk çiğnemelerine karşı “oh olsun” sesleri yükselmesin. Nedendir bilinmez garip bir çelişki içerisindeyiz ülkece. Hatırlayın 90 larda avrupanın göbeğinde, Bosna’da müslümanlar katledilirken tüm avrupa seyirci kalmış yüzbinlerce masum insan öldürülmüştü. O zamanlar Türkiye’de yaygın bir söz vardı: “Bosna müslüman olduğu için susuyorlar, kendilerinden olmadığı için susuyorlar, yoksa onlar da biliyor ki bu insanlar masumdur.” Aynı hadiseyi Filistin için de Suriye için de yaşadık, gördük, görüyoruz.. Aynı sözleri oralarda da sarf ettik, ediyoruz . “Onlar kendilerinden olmadığı için susuyorla.” Peki ama şimdi biz neden susuyoruz? Arş-ı alâyı titreten hadiseler yaşanırken nasıl susabiliyoruz? Hakları i...

"Nur"dan kimseye zarar gelmez!

Resim
Biz Haydar’a “Haydar” demesini biliyoruz da Haydar, sen “Haydarlık” değil “Haydoluk” yapıyorsun hep. Onun için sen Haydar olana kadar “Haydo” olarak tesmiye edileceksin tarafımızca. Şimdi dinle ey Haydo! Öncelikle bilmelisinki “Nur”dan kimseye zarar gelmez..” Gelirse huffaşa gelir..” Nur karartmaz, aydınlatır.. Nur yakmaz, ısıtır.. Önce elimizden Risale-i “Nur”umuzu aldın, ama Cenâb-ı Hak müsaade etmedi, elinden alıp geri millete iade etti. Şimdi de gelmiş, adı “Nur” kendi “Nur” mesleği “Nur” sureti “Nur” sireti “Nur” olan Nurlarla bezenmiş olan Nur kardeşimizi, hemşiremizi gecenin bilmem kaçında cebren “içeriye” alıyorsun. Ey Haydo! Neden bilmezsin ki orası da “Nur”dur.  Bizce mapushane Medrese-i “Nur”iyedir. anlasana, “Nur”dan “Nur”a zarar gelir mi hiç (!) çabaların boşadır. Güya korkutmak mı amacın? Güya zarar vermek mi mesleği Nur olan Nurculara veya adı “Nur” olan bacımız ve dâvâ arkadaşımız “Nur”a (!) Güya mesaj mı veriyorsun “akıllı olun” diye, aklınca. Heyhat! Bizim aklımız...

Bütün Okurlarımızı Tebrik Ediyorum

Resim
“Risale-i Nur’un selâmetine ve şerefine binler şahsî elemler, belâlar, tahkirler görsem, yine müftehirâne şükretmek, Nurdan aldığım dersin muktezasıdır.” 1 Defaatle kapatılmış bir gazetenin okuruyum.. Toplamda tam 470 gün okuyucularından mahrum bırakılmış bir gazetenin... Adı bir zamanlar “İrşad”, bir zamanlar “İhlas”, bir zamanlar “Zülfikar”, bir zamanlar “Uhuvvet” olan bir gazetenin... Bir zamanlar “Hareket” bir zamanlar “Vahdet” bir zamanlar “İttihad” bir zamanlar “Yeni Nesil” olan bir gazetenin... Ve adı nihayet “Yeni Asya” olan ve biiznillah ilelebed öyle de kalacak olan bir gazetenin okuruyum! Yazarları kimi zaman depreme “İlâhî ikaz” dediği için kimi zaman da efden püften sebeplerle mahkûm edilmiş, kimi zaman çeşitli tehditlere maruz kalmış, kimi zaman çizerleri hakikati çizdiği için ceza almış bir gazetenin okuruyum ben.. Ben Yeni Asya Gazetesi’nin bir okuruyum, toplamda 470 gün okuyamama cezasına çarptırılmış olan... Yeni Asya, dost düşman herkesin kabul ettiği üzere yalnız R...

Dini Siyasete Alet Etmek

Resim
Bediüzzaman “Dinsizliği görmüyor musun, meydan alıyor. Din namına meydana çıkmak lâzım” şeklinde sorulan soruya çıkalabileceğini, ancak bunu, belirli ve olmazsa olmaz şartlarının olduğunu dile getirmiştir. Din namına meydana çıkıldığında harekete geçiren itici kuvvetin İslamiyet aşkı ve İslamiyeti koruma maksadı olması gerektiğini , eğer asıl sebeb siyasetçilik ve tarafgirlik olursa, bunun tehlikeli olduğunu söylemektedir. Peki, kimin itici kuvvetinin İslamiyet aşkı, kimin de siyasetçilik ve tarafgirlik olarak meydana çıktığını nasıl anlayacağız? Her ikisi de zahirde din namına meydandadır. Bediüzzaman ‘ın bu ikisini ayırt edebilme formülü şöyledir: Kim fasık, ama aynı siyasî fikirde olan arkadaşını, dindar, ama muhalif siyasî bir fikirde olan arkadaşına tercih etse, işte güya onu din namına harekete geçiren şey aslında siyasetçiliktir. Hem din umumun mukaddes malıdır. Kim bu mukaddes malı tekelcilik anlayışıyla kendi siyasî meslektaşlarına daha fazla has göstererek, azımsanamayacak b...

Bir Münâzarât Dersi: "Ders veren fiildir"

Resim
Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’dan doğuya döndüğünde oradaki aşiretler tarafından şöyle bir sual ile karşılanmıştır: “Sual: Ey Seyda! İstanbul’a gittin. Bu inkılâb-ı azîmi gördün. Mühim işler içine girdin. Bize ne getirdin?” 1 Üstad Hazretleri de bu suale cevaben “Müjde getirdim” demiştir. 1908’de II. Meşrûtiyet ilân edilmiş ve Bediüzzaman 1911’de İstanbul’dan doğu vilayetlerine dönerek oradaki aşiretlerle bu konularla ilgili çeşitli münâzaralar yapmıştır. Gayesi doğuya Meşrûtiyeti doğru bir biçimde tanıtmaktır. Zaten bu münâzaralar, halen kütüphanelerimizde ve her daim elimizin altında olan  “Münâzarât” eserini meyve vermiştir. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus var. Bediüzzaman Hazretleri meşrûtiyeti bilmeyen hatta tabiri caizse kötü bilen bir topluluğa bu konuyu nasıl anlatmış ve izah etmiştir? Onları ne şekilde ikna etmiştir-edebilmiştir? Yöntem nedir? Üslûp nedir? Münâzarât eseri ile ilgili Bediüzzaman’ın şu ifadeleri dikkat çekici: “Şu kitap, tarafımdan cev...

İfsad Komitesi

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Risale-i Nurlarda bir ifsad komitesinden bahseder. Aslında Nurlardaki farklı pasajlardan da anlaşılacağı üzere bu komite bir tane değildir. Daha doğrusu onlarca farklı koldan aynı hedef için farklı stratejilerle iş gören onlarca farklı komite yapısına sahip olan bir komitedir bu. Peki kimdir bu komite ve kimin için mücadele ederler ve amaçları nedir? Öncelikli olarak ifade edilim ki bu komite, içtimaî, hukukî, ekonomik, siyasî ve asayiş gibi muhtelif sahalarda ifsadat içerisindedir. “Yahudilere müteveccih şu iki hükm-ü Kur’ânî , o milletin hayat-ı içtimaiye-i insaniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müthiş düstur-u umumîyi tazammun eder ki, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi sarsan ve sa’y-u ameli, sermaye ile mübareze ettirip fukarayı zenginlerle çarpıştıran muzaaf ribâ yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud’a ile cem-i mal eden o millet olduğu gibi; mahrum kaldıkları ve daima zulmünü gördükleri hükûmetlerden ve galiplerden intikamlar...