Kayıtlar

Temmuz, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ramazan Dolayısı ile Açığız

Resim
Ramazan ayında restoranların veya alkol vs. satışı yapan yerlerin kapılarında hepimizin görmeye alıştığı bir not vardır: “Ramazan dolayısıyla kapalıyız!” Evet, gelin bir tefekküre dalalım hepbirlikte. Cenab-ı Hakk'ın rahmet kapıları lisan-ı halleriyle şöyle seslenmiyorlar mı bize: “Ramazan dolayısıyla açığız” diye. Allah'ın öyle kapıları vardır ki onlar her daim açıktır. Tövbe kapısı mesela. Ya da dua kapısı. Ama öyle kapıları da vardır ki sadece ramazan gibi özel gün ve gecelerde açılır. Hem Allah'ın mütemadiyen açık olan kapıları, bahusus ramazanda ardına kadar açılır. Öyle ki Ramazanda kul ile Allah arasındaki kapıların neredeyse tamamı açıktır. İmtihan sırrını bozacak olan bazı kapılar haricinde, Yaratıcıyla aramızda kapalı kapı kalmaz neredeyse. Rahmet yağmurlarının sağanak olarak yağdığı günlerdir ramazan günleri..Islanamayanlara ne acı..Esma-ül Hüsnanın en parlak görüldüğü günler. Göremeyenlere ne acı.. Duaların en çok kabul olduğu günlerden ramazan günleri..Tevbele...

Ramazan'da Yeşerir Ameller

Resim
“Ramazan-ı Şerif adeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılat için gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünemâ-i a’mâl (amellerin yeşermesi) için, bahardaki mâ-i Nisandır (Nisan yağmuru).” (Mektubat) İnsan kulluğunu bilip o bilinç ile Rabbine itaat ederse neticesinde rıza-yı İlâhî’yi ve cenneti kazanıyor. Bu öyle bir ticarettir ki yerine dünyalar verilse kabul edilmeyecek ölçüde bir kazanç ve dünya mizanları ile ölçülemeyecek bir kâr vardır. Hani çiftçiler, yüzler meyve verecek fidanları toprağa dikerler ve bütün sene sulayıp bakımını yaparak neşvünema bulmasını isterler ya..ve nihayet bahar gelir de o fidanlar lisan-ı halleriyle “artık meyve vermek istiyorum” derler, ama ihtiyaçları olan bir Nisan yağmurudur ve öylesine verimli, öylesine mineral dolu ve öylesine bol bir yağmur suyunu insanın o fidanlara vermesi neredeyse imkânsızdır ya.. Ama yetişir rahmet muslukları olan Nisan yağmurları ve sular o emek harcanmış masum fidanları. Ve o fidanlar ye...

Kulluk Orucu

Resim
Ramazan, ulvi duyguların zirve yaptığı, şeytanların zincirlere vurulup nefislerin de açlık zincirleri ile zincirlendiği bir ay. Ramazan deyince kimimizin aklına ilk gelen “açlık” ve ardından da “iftar” oluyor. Kimimizin de “kulluk” ve “rıza-yı ilahi” aklına geliyor. Evet bizler uzun zamandan beri zaten  garip bir orucun içerisindeyiz. Ama bu açlık ve oruç, Ramazandaki açlık ve oruç gibi ulvî değil. Ama Cenab-ı Hak, her sene Ramazan ayında öyle mânevi bir atmosfere büründürüyor ki dünyayı, bu bozmamız gereken orucu bize hatırlatıyor. Hakiki orucun lisan-ı haliyle ihtar ediyor ve “Böyle, maneviyata aç kalınan bir orucu tutma! Senin orucun sadece ve sadece kulluk orucudur” diyor. Evet, ömür boyu tutulan bir oruçtur kulluk orucu. Ramazan orucunda nasıl ki gün içinde yeme-içme yasaktır ve iftar vakti serbestiyet gelir, işte öyle de kulluk orucunda da yasak olanlar bir ömür yasaktır ve iftar vakti ecel vaktidir. Ama ne enteresandır ki, kulluk orucunda sana yasak olanların bir çoğu, bu or...

Ye’is bataklığında ümit çiçeği yetiştirebilmek

Resim
“Arkadaş! Amele ve tâate muvaffak olamayan azaptan korkar, ye’se düşer. Binaenaleyh, a’mâle muvaffak olamayanlar, ye’se düşmemek için şu âyete müracaat etsin: “De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” Zümer Sûresi, 39:53.”(Mesnevi-i Nuriye/Katre/Hâtime) Ana rahmine düştüğünde başladı senin bu muazzam hayat yolculuğun. Sonra da ardından dünya meydanına geldin. Aslında dünyaya gelmen, senin için bir “başlangıçtı” ama asıl başlangıç zamanın çok ötesinde idi. Çünkü , O Ruh (asm) “Kün emri” ile vücut bulduğunda vücut buldu herşey. Evet, ruhu Üfleyen’e (c.c) ve Üflenen’e (asm) borçlusun yokluk âleminden varlık âlemine çıkışını. Ve sana düşen, Yaradan’ı (cc)herşey sona ermeden tanımak ve “Allah” diyebilmek, ecel pençesi böğrüne değmeden. Sonrasında itaat etmek O’na (c.c), imtihan sahnesindeki perden kapanmadan. Kıldan ince boyn...

Ama ben de bir rey ve fikir sahibiyim(!)

Resim
“Bu hizmette, “birisi bana tahakküm ediyor” diyen, kendisi mütehakkim kimsedir. Tahakküm etmek ister.” (Zübeyir Gündüzalp/Nefis Muhasebesi- s. 72) Eğer kayıtsız şartsız bütün kararlarınızı meşrû bir meşveret ile alıyorsanız, alınan o kararlar Hak katında en şerefli kararlardandır. Onlar, artık bir nevi Allah’ın emri hükmündedir. “Zira meşveret etmek nass-ı Kur’ân ile sabittir ve kararlarına riayet de vaciptir.” (mehmedkirkinci.com/Mehmet Kırkıncı Hocaefendi) Bir meşveret sistemi içerisindeysek alınan kararlara uymak da bizim üzerimize vaciptir. Bu durumda meşveret mütehakkimlik midir yoksa Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini icra etmek midir! Kararlara riayet edenler tahakküme uğrayanlar mıdır yoksa Allah’ın emirber neferleri ve sıddıklar mıdır? Allah’ın hiçbir emri, bir şahsın tahakkümü altına alınmak için değil sadece ve sadece O’nun (cc) hâkimiyetini ilân ve tesis içindir. Çünkü gerçek hüküm verici de mütehakkim de Allah’tır. Yani meşrû meşveretin aldığı kararları uygulatmak bir şahsî müteha...

Karşımızda Halid (r.a) yok Bîkemal var!

Resim
Uhud’da Resulullah’ın (asm) Ayneyn Tepesi’ne yerleştirdiği 50 okçuyu hepimiz biliriz. Bir nevi ihtiyat akçesidir bu 50 kişi. Bir açıdan da görünürde umulmadık yerden gelecek, ama hakikatte muhtemel bir saldırıya engel olacak küçük, ama çok önemli bir grup. Gerçi Allah Resulu (asm) yerlerinden ayrılmasınlar, diye yerleştirmişti o 50 okçuyu. Ama onların çoğu görevlerini unutup tepeyi terk ettiler maalesef. Neticesinde Uhud Muharebesi kazanılacak bir merhaleden neredeyse kaybetme seviyesine gelmişti. Uhud... 750 mü’minin katıldığı çetin savaş. Karşısında 3000’i aşkın müşrik. Okçular mü’minlerin sadece % 15 ‘i. Ama savaşın kazanılamayıp neredeyse kaybedilmesini netice veren bir güç kaybına sebeb olan % 15. Belki de emre tam itaat etselerdi, savaşı mü’minler kazanacaktı. Evet, kader hükmünü icra etti ve Uhud’da netice bu oldu. Elbette ki, kadere bakan yönleri ile o okçuların tepeyi terk etmesi ve Uhud’un kazanılmaması gerekiyordu. Ama bu hüküm, o okçuları sorumluluktan kurtarmıyor. Allah’ın...