Kayıtlar

Kasım, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mapushaneye Mektup Var

Resim
Hapishanedeki mahpus kardeşlerimize veya kendisini dünya hapsinde hisseden kardeşlerimize bir mektup: Ey zahiren mahpus, ama hakikatte tam hür mahpus kardeşim! Bil ki mapushane illa ki dört tarafı duvarlarla çevrili bir odacık değildir. Eğer ki sıkletler başında pervane geziyorsa o halde sana en geniş ovalar, yaylalar dahi zindanlar suretinde görünür. “Ben zaten başıma gelen bu musîbetle sıkletlerdeyim” diyorsun belki şimdi bana. Ama bil ki aziz kardeşim, asıl sıklet iman zayıflığından kaynaklanan manevî boşluklarda şeytanın bizi dalâlet vadilerinde elimizden tutup gezindirmesidir. Ve belki de bu sıkletleri başımıza toplayan da şeytanın ta kendisidir. Şeytan için küçücük bir zindanda hapis yatan ile geniş âlemlerde gezinenler arasında ne fark vardır bilir misin? Daralan ruh geniş fikirleri müzakere ve müşahede etmekte zorlanır. Bundandır ki zindandakine sürekli dışarı âlemleri hatırlatıp daraltır ruhunu ve dışarıdakine de basit dünya meşgaleleriyle musallat olup o geniş âlemleri daralt...

Yarına Bırakma! Şimdi Oku!

Resim
Sen sen ol uyma sakın nefsine. Unutma! Sen Nur Talebesisin! Bil ki sana düstur olarak: •    Risale-i Nur yeter! •    Onu çok oku. •    Hergün oku. •    Tetkik ederek oku. •    Sana ne derlerse desinler, ne tavsiye ederlerse etsinler, sen Risale-i Nur’dan delillendirmeden itimat etme! •    Risale-i Nur’dan delillendirmediğin hiçbir meseleyi dillendirme. •    Hizmet içindeki kardeşlere itibar et, ama delilsiz söyledikleri ve hakikat olduğunu iddia ettikleri sözlerine, delilini görmeden kabul edip kendi malın etme. •    Şahısların şahsî kanaatlerine hürmet et, tavsiyelerini dinle, ama emir telakkî etme.. •    Şahıs, şahsîlikten manevî şahsa tebdil edince emir telâkkî et.  •    Manevî şahsı temsil eden Meşrû Meşverete kayıtsız şartsız,  •    İtibar et, •    İtimat et •    İtaat et •    Enaniyetini bu havuza at, kurtul.  •    Bu ...

Dalalet Vadilerinde Koşanlar

Resim
Ne ilginçtir Cenâb-ı Hakk’ın varlığına inanmayanların genelinde bir takım ortak yanılgıların mevcut olduğunu bizzat müşahade ediyoruz. “Bir Yaratıcı var mıdır?” sorusuna iki tipte cevap veren inançsız grup mevcut. Bunlardan birincisi “bilemeyiz. Olabilir de olmayabilir de” şeklinde cevap verenler, ikincisi “kesinlikle yoktur” diye cevap verenler. Biraz örneklerle konuyu açalım: Meselâ genel yanılgılardan birincisi Allah’ın insanlar tarafından dünya gözü ile görülememesi. İstiyor ki görsün. “Ben olsaydım kendimi gizlemezdim. Demek ki yok. Çünkü O var olsa idi gizlenmezdi.” Halbuki kendi dar fikri ve saplandığı hezeyanlar ve enaniyeti hakikatin önünü kapatan büyük bir cehennem taşı hükmüne geçmiş. Hezeyandan kurtulup samimî bir bakışla ve vicdanının sesini henüz kısmayanlar net olarak görüyorlar ki Cenâb-ı Hakkın izzet ve azameti O’nun aslında dünya gözü ile müşahade edilmemesini ve edilemeyeceğini iktiza ediyor. Bu konuda Üstad Hazretlerinin şu sözü konuyu çok iyi izah eden bir örnek: “...

Gençlik Gecesi

Resim
“Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım.” (Bediüzzaman, Yirmi Altıncı Lem’a) Üstad Hazretleri Risale-i Nur’da gençliği bir geceye benzetiyor. Ve belâgatli bir anlatımla ihtiyarlığı da o gecenin sabahına… Evet gerçekten de gençlik tıpkı bir gece gibidir. Nasıl ki geceleyin renkler belirgin değildir ve bütün renkler siyah ve grinin tonları gibidir. Kişilerin kim olduklarını da net olarak göremezsiniz ve sanki herkes birbirine benzer. Aynen öyle de gençlikte de doğrular - yanlışlar birbirine girmiş durumdadır. Çok doğru bulduğu şey yanlış, çok yanlış bulduğu da aslında hakikat olabilir bir gencin nazarında. Gece, hakikatin üzerini örten siyah bir perde gibidir. İşte gençlik de kimilerine böyle siyah bir perde gibidir. Yani bir genç, meselelere gençlik hissiyatı ile baktığında hakikatleri göremeyebilir. Ve bu hissiyatlar tıpkı siyah bir perde misal örtüyor hakikatleri ve göstermiyor gençlere. Ne zaman ki sabah olup aydınlanıyor etraf, yan...

Kuvvet Haktadır! Ye'ise Düşme!

Resim
Bu dünya meydanında biliyoruz ki, Hizmet-i Kur’âniye için gayret edenler ile o gayretleri neticesiz bırakmak için çaba gösterenler var. Gayrette olanların en kuvvetlileri elbetteki Hakikî Nur Talebeleridir. Bozmak isteyenler de ehl-i küfrün ta kendisi. Bir de “essebebu kelfail” sırrınca, o ehl-i küfre kanan ve bilmeden onlara hizmet eden kandırılmaya müsaitler. Bazen öyle oluyor ki koskoca hizmetler, arka tarafı karanlık bir el olan şerirler tarafından engellenmeye çalışılıyor. Sonrasında, hizmet ehli koca koca adamların ye’s’ e düştüğüne üzülerek şahit olunuyor. “Bu karanlık el çok güçlü bir el. Bu el ile mücadele edilmez. Baksana bu el, kardeşi bile kardeşe düşman edebiliyor” gibi şeytan tarafından kulaklarına fısıldanan vesveselerle ye’s bataklığı onları adeta içine doğru çekiyor.  Fakat Risale-i Nur imdada gelip kulakları çınlatırcasına yüksek bir sesle haykırıyor ve çekiyor onları o yeis bataklığından: “Şerli ve ademî ve tahripçi işlerde kuvvet ve iktidar lâzım değil. Az bir f...

Meşveret Kararlarına Riayet Etmemenin Neticeleri

Resim
Nur Talebesi olmanın hepimizce malûm bazı düsturları vardır. Bunlar Risalelerde detaylı olarak farklı farklı kısımlarda ya tabirsel anlamda ya da detaylı olarak tanımlama manasında geçmektedir. Üstad Hazretleri “meslek ve meşreb” tabiriyle bunlara yer veriyor. Mesleğimizi ve meşrebimizi en genel manada Üstad Hazretleri şu şekilde tanımlıyor: “Mesleğimiz haliliye olduğu için meşrebimiz hıllettir.” (21. Lem’a) Diğer her husus bu tabirden yola çıkarak elde edilmiş elmas düsturlardır. Risale-i Nur ışığında Nur Talebelerinin en önemli düsturlarını sıra gözetmeksizin şu şekilde ifade edebiliriz: 1- İhlâs 2- Uhuvvet-Tesanüd 3- Terk-i enaniyet 4- Siyasetten uzak durmak 5- Meşveret Beşinci maddede ifade ettiğimiz “meşveret”, aslında içerisinde bir çok düsturu birden barındırıyor. Meşverete itibar etmeyip meşveret kararlarını hiçe saymanın ve meşvereti itibarsızlaştırmaya vesile olmanın neticeleri nelerdir? “Meşveret etmek ve meşveret kararlarına riayet etmek” düsturuna aykırı tavırlarımız, biz...

Reçete: "Risale-i Nur"

Resim
Üniversite yıllarında ateist bir gencin o esnada yanımda bulunan ehl-i tarîk bir kardeşe sorduğu soruyu ve o ehl-i tarîk kardeşin verdiği cevabı hiç unutmuyorum: Ateist genç “Neden namaz kılıyorsunuz ki? Bu şekilde günde beş defa eğilip-kalkmanın ne manası olabilir ki?” diye sormuştu. Verilen cevap da aslında şu zamanda Risale-i Nur’a neden bu derecede ihtiyaç olduğunun ve Nur Talebelerine bu zamanda neden bu derece çok görevler düştüğünün delili hükmünde idi. Allah’a, Kur’ân’a ve Peygambere hatta imanın herhangi bir şartına itikadı olmayan birine verilebilecek talihsiz bir cevaptı maalesef: “Çünkü Kur’ân’da Allah emretmiş..bak şu âyette geçiyor..” O genç, verilen cevaba sadece yarım ağız gülüp cevap dahi vermemişti. Çünkü inanmadığı bir hususta delil getirmek bu zamanın insanına kâfi gelmiyor, ikna da etmiyor. Elbetteki Kur’ân’da emredilmiştir. Ama Kur’ân’ın hak olduğuna itikadı olmayan birisinin o kapıdan gönlüne giremezsiniz. Halbuki konuya Üstad Hazretlerinin metodu ile Cenâb-ı Hak...