Kayıtlar

Ekim, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Risale-i Nur ile mübareze etmeyiniz.O mağlup olmaz!

Resim
“Size ihtar ediyorum: Kur’ân’a dayanan Risale-i Nur ile mübareze etmeyiniz. O mağlûp olmaz, bu memlekete yazık olur. O başka yere gider, yine tenvir eder.”1 Bediüzzaman Hazretleri’nin Risale-i Nurlarda bahsetmiş olduğu malûm “Komite” yine iş başında. Son dönemlerde yine kendilerince gündemin malûm çekişmelerini fırsat bilip kafalarını bulundukları çukurdan çıkarıp Üstad Bediüzzaman’a iftira, yalan, karalama ve hakaret ediyorlar. Ne yapsınlar? Herkes kendi mesleğini icra eder. Hem dâvâsını çürütemediğin bir dâvâcının ya eli öpülür ki bunlar ancak basiret ve insaf sahipleridir ya da karalama ve iftiralarla insanları ondan ürkütme yoluna gidilir ki bu da ancak alçakların işidir. Onlar kendi işlerini yapıyorlar. Halbuki asrın adamı bu komiteyi defaatle uyarmıştır. Ama ne fayda.. Ya hu divane adamlar! Defaatle zehirlemişsin, öldürememişsin! Defaatle hapse atmışsın, hüküm giydirememişsin. Defaatle iftira, yalan-dolan ve karalama ile halklardan ürkütmek ve ondan uzaklaştırmaya çalışmışsın aks...

Üstünde Akrep Var!

Resim
Tenkide sevk eden sebep, hak aşkı ve hakikati temize çıkarma arzusu olmalıdır.1 Tenkid eden sırf eleştirmek için eleştiriyor ya da karşısındakine beslemiş olduğu adavetin bir neticesi olarak hatalarını arayıp sürekli tenkid etme arzusu içerisine giriyorsa bu tenkid güzel bir tenkid değildir. Bu tenkid, ihlâs düsturlarındaki “kardeşlerinizi tenkid etmemek” düsturuna aykırı düşüp ihlâsı zedelemektedir. “Tenkidin iyisi kötüsü mü olur?” gibi bir soru akıllara gelebilir. Üstadımız bize iki nevden tenkidden bahseder. Müsbet ve menfi. Menfi tenkid ikiye ayrılır. B irincisi, tabiri caiz ise karşımızdakini umarsızca eleştirmek. Sırf onu sevmiyor ya da muhalifiz diye doğru-yanlış demeden eleştirmektir. İkincisi, sırf onu seviyor ve hep haklı çıkmasını arzu ediyor olduğumuzdan hatalarını görmeme veya görememe halidir. Enteresandır ki ikinci kısımda bildiğimiz manada bir tenkid söz konusu olmadığı halde bariz yanlışları meşrûlaştırmak gibi hazin bir sonuç doğurduğundan Üstadımız bunu da “menfi ten...

Gürültüye Pabuç Bırakmıyoruz

Resim
Of! Ne fırtınaymış. Savrulan savrulana. Her fırtına gibi bu fırtına da elbet bir gün bitecektir. Geriye kalan, enkaz ile sağlamlar olacak. Hepimizin malûmu ki, enkaz çöpe sağlamlar yerlerine... Şimdi karar zamanı: Enkaz mı, yoksa sağlam mı efdaldir? Evet, ülkemiz, bahusus Nur talebeleri en büyük imtihalarından birisini daha veriyor. Nereye gitsek, kiminle konuşsak, herkesin ağzında sakız olmuş iki-üç lâf: “Aman! Aman konuşma! Deli misin? Sus!” Heyhat! Karşında büyük bir yangın var! Alevleri göklere yükselmiş! Bakmamak elde mi… Hele hele susmak insan olan insanın işi mi (!) Üstad Hazretleri’nin ifadesiyle, “Fena ve adi bir adamın güzel ve baki bir sözü var”.. İşte o nevden bir söz, bana-sana-bize: “Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlıklara!” 1 Bizim mihenk taşımız Kur’ân-ı Kerîm’den süzülmüş ve onun manevî bir tefsiri olan Risale-i Nur’dur! Elimizdekileri vururuz üstüne… bakarız kırıldı mı, kırılmadı mı diye. Evet, Üstadımız Bediüzzaman dindar bir Cum...

Siyaseti Dine Alet Yapmak

Resim
Siyaseti dine alet yapmak kavramını Üstad hazretlerinin “vazifemiz” dediği “siyaseti dine alet ve dost ve tâbi yapmak” kavramı şeklinde tecdid etmek suretiyle meseleye girişmek daha doğru olur. Elbetteki burada kastedilen din İslamiyettir. Bediüzzaman hazretleri Eski Said döneminde bizzat siyasetin içerisinde rol alarak Siyaseti dine alet ve dost ve tâbi etmek gayreti içerisinde olmuştur. Çünkü siyaset içerisinde öyle bir cereyan vardır ki şedîd bir şekilde siyaseti dinsizliğe alet yapma mücadelesindedir. Bu da devlet yönetiminin dinsizliğe hizmet etmesi olarak neticeleneceğinden, Üstad Hazretleri bu cereyana karşı durmuş ve mücadelesini siyaseti dine âlet ve hizmetkâr yapmak şeklinde sürdürmüştür. Siyasetin dinsizliğe alet edilmesine en sarîh örneklerden birisi laikliktir. Çünkü laiklik, “din ve vicdan hürriyeti” mânâsında iken, sanki “laiklik dinsizliktir” gibi bir mânâ ile hareket edilmiştir. Ve tüm uygulamalar da bu yönde olmuştur. Halbuki, “dinsizlere, dinsizlikleri için ilişmediğ...