Ben de Nurcuyum
Nurların intişarı zamanında hizmet nasip olan bir ağabeyden bizzat dinlemiştim:
“Ah keşke ben de Risale dersinde bulunurken jandarma bassa da beni de içeri alsalar..Torunlarıma gururla anlatacağım ve bir ömür gururla takacağım bu madalya bana da nasip olsa..
İçeride bana sorsalar: 'Ne için aldılar seni?'
Ve ben şöyle desem: 'Nurcuyum diye..Risale-i Nur okuyorum diye..'
Ne gurur..
Ne mutluluk..
Nasıl bir saadet ya Rab!”
Evet..Böyle anlatmıştı..
Bu duaları ettiği, bu isteklerde bulunduğu sırada henüz yakalanmamıştı,fakat ileride o dua kabul olacak ve ona da o istediği şeref madalyası takılacaktı..
Kendisini yakalatmak için neler yapmamıştı ki..Nasip olmuyordu bir türlü..
Ders esnasında ani çıkan bir işinden dolayı dersten çıkıyordu ve haber alıyordu ki “o dersi jandarma basmış sonradan!”
Derse tam vaktinde gidememişti..ders başlayalı yarım saati geçmişti..Tam dersin bulunduğu evin sokağına geliyordu ki jandarmanın orayı bastığını ve Nur talebesi kardeşlerini götürdüklerini görüyordu..Hatta bu durum bir kaç kez tekrarlamıştı..Bir keresinde dayanamayıp komutan olduğunu düşündüğü birtanesinin yanına koşup “Ben de buraya geliyordum, gecikdiğim için yetişemedim..Beni de alın..ben de nurcuyum, ben de Risale okuyorum!” demiş Komutandan şu cevabı almıştı:
”Git işine be adam..Meczuplarla uğraşamam, görmüyor musun acelemiz var! Bana meczupları getir denmedi..Nurcuları getir dendi..”
Her duasına cevap verilmişti ama kabul edilmemişti bir zamana dek..Fakat nihayet hem cevap verilmiş hem de kabul edilmişti ve muradına nihayet nail olmuştu..Kendi tabiri ile “madalyası” takılacaktı.
Yine bir akşam bilmem neredeki bir Risale dersine katılmıştı..Ders başlayalı henüz 15-20 dk geçmişti..
Ders esnasında aşağıda dış kapının oralardan tıkırtılar duymuş kendi kendine
“Ah! Keşke bu tıkırtılar jandarmanın kapıyı zormala tıkırtıları olsa”
diye içinden geçirmişti..
O tıkırtılar gerçekten de tam da içinden geçirdiği gibiydi..
Bir anda jandarmalar kapıyı kırıp odaya doluşmuş, “Yere yat..yere yat..” sesleri odanın hertarafını doldurmuştu..Herkes ne yapacağını şaşırmış bir halde yere yatıyor ama içlerinden bir o emre uymuyor ve secdeye kapanıyordu..Hamd ediyordu Rabbine gözyaşları akıtarak ve arkadaşlarının şaşkın bakışları içerisinde..
“O esnada aldığım lezzeti ömrümde çok az almışımdır” diyordu seneler seneler sonra.
Secde esnasında iken erlerden birisi kolundan tutup kaldırarak “bu geçen günki meczup değil mi komutanım?” diyordu.. “Hani zorla kendini tutuklatmaya çalışan adam..”
“Aman erim..ne meczubu kimden bahsettin bilemedim..Ben nurcuyum..nurcuları almaya geldiyseniz ve beni almazsanız emri çiğnersin söyleyeyim..bak nurcuların içindeyim..bak risale okuyorum!” diye cevap vermişti. Komutan bu cümlenin ardından endişeleniyor ve ne olur ne olmaz diyerek o ere “ona da bir kelepçe tak” emrini veriyordu “Bir kişiyi nurcu olmadığı halde fazladan alırsak kimse birşey demez,salarız gider..ama birini nurcu olduğu halde almazsak yanarız”
Er için kelepçe..
Onun için madalya..
Ne basın mensupları ne de patlayan flaşlar vardı..
Ama ona madalyası takdim ediliyordu..
Binlerce meleğin alkışları ile birlikte..
Kaydedici meleklerin her açıdan aldığı görüntüler ile birlikte..
Herşey hayallerindeki gibiydi..
İçeri aldıklarında koğuştakilerden birisi yanına gelip
“Allah kurtarsın kardeş..Hayırdır seni niye aldılar içeri?” diye soruyordu..
Zaten onun cevabı uzun zamandan beri hazırdı..Çok öncelerden hazırlanılmış bir cevabı vardı bu sorunun..Hazır olan cevabı ,sahibi olan soru sahibine sunuyordu,gözleri parlayarak ve yanağında mutluluğun delaleti olan tebessüm gamzesi ile:
“Nur Talebesi olduğum için..Risale-i Nur okuduğum için!”
Hapse girmeyi arzulayan bir adama, “İçeri atarım, okumayacaksın” denilemezdi.
Falakaya yatırıldığında “vur daha sert vur” diye haykıran kahramanları dayak, dâvâsından caydıramazdı.
Dâvâsı uğruna ölmeyi düğün günü bilen adama, “İdam ederim, okuyamazsın” demek, bir caydırıcı unsur olamazdı.
Yeni Asya- Akif Arslan (Tıkla)

Yorumlar
Yorum Gönder