Vakit Dua Vakti

Çok ızdırap dolu bir gündü..
Acılar içimde birer yılan misali tüm zehirlerini içime akıtıyorlardı sanki..
İhtiyar adama sordum :
“Neyin nesidir bu?? Ne yapmam gerekir çözümünü bulamadığım bu ızdıraplara karşı?”
Kolumdan tuttu ve beni yakınımızdaki çocuk parkına götürdü..
Oturduk..
Cevabı çok geçmeden orada verecekti bana:

“Her şey insanlar içindir evlat,her şey insanlar için!”
..ve sustu yaşlı adam..
Acı çekmek..zorluklarla karşılaşmak..ağlamak..kederlenmek..dertlenmek..kötülükler..zulumat içinde kalmak bazen..
Yani tam bir matemhane-i umumiye…

Hepsi ama hepsi insanlar içindi öyle mi???? Her şey insanlar içindi öyle mi???
Peki ya güzellikler(!)

“Bak” dedi İhtiyar, “Bak,görüyor musun şurada oyun oynayan çocukları? Bak orada bir de daha konuşmayı bile öğrenememiş minik bir evlat var..tıpkı bir zamanlar senin de konuşamadığın gibi o da konuşamıyor.”
İzlemeye başladık o minik yavruyu..aradan 5-10 dakika geçmemişti ki çocuk ağlamaya başladı..
Boğazını yırtarcasına ağlıyordu..gözyaşlarına boğulmuş,hıçkıra hıçkıra ağlıyordu..
”Nesi var acaba?.. Karnı mı acıkmıştı?..Aşırı sıcaktan çok mu rahatsız olmuştu?..Ya da ne bileyim belki de küçük bir arı sokmuştu kolundan kim bilir…bi derdi olduğu kesin de derdi neydi acaba???”


Çok geçmeden annesi yandaki banktan koşarak yetişti ve tek bir hamlesiyle..öylesine basit ve anlamsız gibi görünen bir hamleyle çocuğun ağlama sesini bir anda dindirmeyi başarmıştı..müthiş bir huzur kaplamıştı minik yavruyu..annenin yaptığı tek şey bebeği şefkatli elleriyle kavrayıp sıcacık “ana kucağına” almak olmuştu.

İhtiyar bana baktı ve yarım bir tebessümle :
“Gördün mü?” dedi.
”işte biz insanlar da böyleyiz…ha bir yaşında bir bebek..ha yirmi yaşında bir delikanlı..ha da seksenlik bir ihtiyar..fark yok..hepimiz böyleyiz.Sıkıntılar her yerde..çocuğa küçük bir ana ayrılığı ızdırap..bize de bizim büyük sandığımız ancak o bebeğinki kadar basit şeyler ızdırap..ve inan çözümleri de öylesine basit..gerekli olan tek şey şefkatli bir kucak…”

Gözlerimi kısıp ne demek istediğini anlamaya çalışırken..buruşmuş, tecrübe kokan elleriyle ellerimi tutup:
'Kaldır evlat..kaldır şu elleri..Vakit dua vakti..
Nasılki ağlayan yavruyu anası kucaklar..işte öyle de dua, çocuğun ağlaması gibidir..insanı Rahmet'in kucağına atar'

“...Havf, bir kamçıdır; O’nun rahmetinin kucağına atar. Mâlûmdur ki, bir vâlide, meselâ, bir yavruyu korkutup, sînesine celb ediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü, şefkat sînesine celb ediyor. Halbuki, bütün vâlidelerin şefkatleri, rahmet-i İlâhiyenin bir lem’asıdır...” 


(24. Söz, 5. Dal)

Yeni Asya-Akif Arslan (Tıkla)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kağıdı kalemi bırak ve arkana yaslan: Sınav Bitti!

Aksaçlılar! Gençlerin size ihtiyacı var!

Konu Komşu Duymasın!