Manevî Kazançlara Ortak Olmak
“Risale-i Nur şakirtlerinin iştirâk-i a’mâl-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, herbirisinin kazandığı miktar, herbir kardeşlerine aynı miktar defter-i a’mâline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlâhiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlâsla girenlerin kazançları pek azîm ve küllîdir. Herbiri, binler hisse alır. İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştirâki gibi inkısam ve tecezzî etmeden, herbirisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba, binler âyinelerin herbirisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir.”1
Bu dehşetli zamanda gayet aciz ve fakir olan insanın tek başıyla imtihanı kazanması zor hem çok zor. Bediüzzaman hazretlerinin yukarıda paylaştığımız pasajı bizler için hakikaten muazzam bir müjde!
Özetle, Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsine dahil isen binler kardeşin, belki milyonlar kardeşin bir nevî senin için de ibadet ediyor, dua ediyor vs.. hem sen de her ibadetinle aslında o kardeşlerin için de ibadet etmiş, çalışmış oluyorsun. Sanki binler elli binler ayaklı binler dilli muazzam gayet büyük bir adam gibi aynı anda binler lisânla binler farklı nevde Cenab-ı Hakk’a kulluk etmiş oluyorsun. Subhânallah!
Aklın kalbine gelip derse ki “Bu mantıksızdır. Ben ağzımı kımıldatmadan başkasının ağzının kımıldamalarındaki misâl “Lâilaheillallah” zikrinin hasenatı neden bana da yazılsın? Tesbih onun tesbihi, ibadet onun ibadeti.
Evet gayet mantıklıymış gibi gelen bu suale, biz de şöyle cevap veririz: La teşbih vela temsil, Hanefî mezhebinde, cemaatle kılınan farz namazlarda imam haricindekiler namaz içerisinde okunması gereken sûreleri okumazlar. Cenâb-ı Hak, İmamın okuduğu herbir sûreyi güya imamın arkasındaki bütün cemaat okuyor gibi Huzur-u Kibriya’da dinler. Madem zaman cemaat zamanıdır diyor Üstad Hazretleri cemaatle kılınan namazlardaki bu ikram elbette şahs-ı manevî cemaati içindeki ferdler için de geçerli olmalı. Hem her ibadet için geçerli olmalı. Çünkü namaz bütün ibadetlerin bir fihristesi hükmündedir.
Hem nasıl ki bir cemaat ellerini semaya kaldırır, içlerinden yalnız birisi bağırarak duâ eder. Cemaat de sessizce dinler ve yalnız “amin” der. Cenâb-ı Hak da Huzur-u Kibriya’da o cemaatin tamamı bu duâyı ediyor nazarıyla dinler.
Evet bazen bir kişinin konuşması Allah katında binlerin konuşmasıdır, bazen de bir kişinin okuduğu âyetler binler kişinin tesbihleridir. Ancak önemli bir husus var ki, namazda da birlikte edilen duâlarda da belirli şartlar vardır. O şartları yerine getirmeyen cemaate dahil olamaz. Namazda iken ihlâs içinde olmak, cemaatle omuz omuza vermek ve abdestli olmak, tekbir getirmek vesaire... Duâ ederken de ellerini cemaatle birlikte semaya kaldırıp herbir duâya “amin” demek gibi..
Tek bir kişinin bağırarak ettiği duâları, binler duâlara aminlerle tebdil ettiren, vefat etmiş binler belki milyonlar kişiye hediye için okunan tek bir Fatiha’yı, herbirisine ayrı ayrı aynen ulaştıran ve tek bir imamın okuduğu âyetleri binler dille okunan âyetler gibi kabul eden Allah (cc), Bediüzzaman Hazretleri’nin tarif ettiği gibi “herbirisinin kazandığı miktar, herbir kardeşlerine aynı miktar defter-i a’mâline geçmesi” müjdesini bir lütf-u İlâhî olarak bizlere vermiş. Elhamdulillah.
Ve unutmamak gerektir ki cemaatle kılınan namazların ve birlikte edilen duâların belirli şartları olduğu gibi şahs-ı manevîye dahil olmanın da şartları vardır. Cemaatle Namaz ve birlikte edilen duâdaki ahenk, birlikte hareket etme ve muazzam tesanüd, uhuvvet, ihlâs vesaire düşünüldüğünde şahs-ı manevîdeki “temel şartların” da bunlar olduğu zaten anlaşılıyor. Herbirisi için “gerek şartlar” bunlar olsa da elbetteki “yeter şartlar” bunlar değildir, dahası da vardır.
Cenâb-ı Hak bizleri “gerek ve yeter şartları” hakkıyla yerine getiren ve bu şahs-ı manevî içerisine dahil olup daim olan kullarından eylesin. Amin.
Dipnot:
1- Kastamonu Lâhikası.
Yeni Asya - Akif Arslan (tıkla)

Yorumlar
Yorum Gönder