“Kılıca kesmekten ut(s)anç gelmez”
Hz. Ömer halife iken halka hitap ettiği birgün, “Yanlış işler yaparsam ne yaparsınız?” diye sorduğunda cemaatten birisi hızla ayağa kalkıp kılıcını çekerek: “Hak ve hakikatten ayrılırsan, seni kılıcımızla doğrulturuz ey Ömer!” demişti.
Hz. Ömer de “Allah’a şükürler olsun ki, yanlış yola sapacak olursam, halkımın içinde beni kılıcıyla doğrultacak kimseler var” diyerek bu durum karşısındaki memnuniyetini ve şükrünü dile getirmişti.
Evet, o dönemlerde kılıç demirdendi. Kınında saklanır ve belde taşınırdı. Ama asırlar geçip, müceddidler asırları tecdid ettikçe kılıçlar da yenilendi. Nihayet bu asrın müceddidi olan Bediüzzaman da ahirzamanın kılıcının ne olduğunu tayin etti:
“Risale-i Nur’un yüz yirmi parçasından beher parçası birer mürşid-i âzam, birer mürşid-i ekmel, birer kal’a-i hasin, birer elmas kılıç olarak sabittir.” (Barla Lahikası)
Evet bu asrın manevî kılıcı Risale-i Nurdur. Ama demirden değil elmastan bir kılıç! Yani demirden çok daha sert çok daha sağlam ve çok daha kıymetli bir kılıç. Eskiden kılıçlar kınında saklanırdı, şimdilerde kitaplıklarımızda, cebimizde, telefonlarımızda, tabletlerimizde saklanıyor. Ve hemen hemen her Nur Talebesi bu elmas kılıçlardan taşıyor yanında. Bu elmastan kılıçları yanımızda taşıyoruz taşımasına da gerektiği zamanlarda kınından çıkarıp istimal edebiliyor muyuz? Mesela bir devlet adamı hak ve hakikatten ayrılınca hızla ayağa kalkıp “Seni bu elimizdeki elmas kılıç ile doğrulturuz” diyebiliyor muyuz? Veya doğrultabiliyor muyuz? Veya, dediğimizde karşımızdaki devlet adamı Allah’a şükredip memnuniyetini dile getiriyor mu? O dönemdeki sahabe efendilerimiz hiç çekinmeden ve korkmadan, merdâne, yöneticilerini kılıçları ile düzeltebilecek bir cesaretle donanmışlarken, asırlar yerini yenilerine bırakıp, sahabelerin mesleğinde gidenler bu asrın yeni kılıçları olan Risale-i Nur kılıçlarını kınlarında paslanmaya mı bıraktı? Haşa! Bir elmas kılıç olan Risale-i Nur hiç paslanmaz bir hakikattir. Ve Nur Talebeliği “sahabe mesleğidir”. Onun içindir ki “Hakkın hatırını âli tutar” ve hiçbir zaman için “hiçkimsenin hatırına o hakkı feda etmez ve etmemeli.”
Konuşan yalnız ve yalnız hakikat olmalıdır her daim. Nefisler ve eneler değil. Evet, Risale-i Nur, kendi tabiri ile bu zamanın bir mürşid-i azam’ı ve mürşid-i ekmelidir. Yani O, bu zamanda en mükemmel bir şekilde, insanlığı doğru yola ileten manevî bir şahıstır. Ne enteresandır, cümlede “mürşid” kelimesinden sonra “kılıç” ifadesi kullanılmış. Elmas Kılıç! Evet, bir sahabenin Hz. Ömer’e “kılıcımız ile doğrulturuz” dediği gibi, kılıç da bazen doğrultmak için kullanılır. O halde, mürşid yani “doğru yola ileten, irşad edip doğrultan” kelimesinden sonra “elmas kılıç” tabiri çok mânidar. Çünkü mürşid irşad eder, yani doğrultur. Ve bunu Allah’ın izni ile kendisi yapar. Ancak kılıç, birisi tarafından istimal edilmesi gerekir. Yani Risale-i Nur, doğrudan bir mürşid olarak bizleri doğrulturken onun prensipleri ve içindeki hakikatler de Nur Talebeleri tarafından istimal edilerek eğri yollara gidenler doğrultulmalıdır. Yani bahusus bir devlet adamı hak yoldan ayrılmışsa, o devlet adamını Risale-i Nurdaki hakikatleri göstererek doğrultmak gerekir. Aksine ona taraftar olup veya ondan korkup onun hata ve yanlışlarına ortak olunmamalıdır. Evet, her bir Risale-i Nur talebesi sahabe misal olmalıdır. Çünkü Risale-i Nur mesleği Sahabe Mesleğidir. Nasıl ki binlerce sene evvel bir sahabe “velev hak yoldan ayrılsam” ifadesine dahi, ayağa kalkarak kılıcını çekmiş ve karşısındakinin Hz. Ömer gibi kahraman bir yiğit olmasına aldırmadan tereddütsüz hakikati haykırmış, işte aynen böyle bizler de bu zamanda hak yoldan ayrılanları, sağa sola sapanları, aldatmaz ve aldanmaz elmas hakikatlerle bezenmiş elmas kılıcımız olan Risale-i Nur ile doğrultmalıyız veya doğrultmak için azami gayret etmeliyiz. Şahısların şahsî hezeyanlarının yanında, Risale-i Nur kılıcını çeken hüdabinlere kısık gözlerle bakan hodbinlere de aldırış edip bu elmas kılıçları kınlarına sokmamalıyız. Çünkü Kılıç ya kesmek içindir ya da doğrultmak için. Elimizdeki elmas kılıç kesmez, can yakmaz.. Sadece doğrultur. Mevlana’nın “Kılıca kesmekten utanç gelmez” sözü, belki bu asırda şöyle denmeli “Elmas kılıca doğrultmaktan utanç da, usanç da gelmez...”
Yorumlar
Yorum Gönder