Kayıtlar

Onları gark eden madde ayağımı da ıslatamadı

Resim
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ilm-i usul ve fenn-i mantığı Risalelerde sıkça kullandığını biliyoruz. Bunlardan birisi de Sebr ve Taksim dir. Üstad Hazretleri bu yöntemin en kat'î bir hüccet olduğunu söylüyor. 1 Ve Risale-i Nurlarda fenn-i mantığın bu metoduna sıkça başvuruyor. Peki nedir bu sebr ve taksim? Lugattaki manasıyla "incelemek, denemek, tahmin etmek, ölçüp takdir etmek" anlamındaki sebr ile "parçalara, kısımlara ayırma " manasına gelen taksim kelimelerinden oluşan sebr ve taksim, terim olarak bir konuda muhtemel seçenekleri belirleyip ardından birer birer eleyerek tek bir seçenek bırakma yöntemini ifade eder. İlletin tesbiti metotlarından biri olan sebr ve taksim, aslın illet olması muhtemel vasıflarının tamamının belirlenmesinden sonra bunların birer birer elenerek tek bir vasfın bırakılması ve kalan vasfın illet olduğunun kabul edilmesi işlemidir. 2   Basit bir örnekle açıklayalım: Bir arkadaşınız kağıda bir sayı yazıp önünüze uzattı. Gördüğünüz s...

Cennet Çekirdeği ve Cehennem Tohumu

Resim
“Demek iman bir mânevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor.” 1 Bediüzzaman’ın İkinci Söz’ün ahirinde zikrettiği bu cümlede çok sırlar mevcut. Risale-i Nur’daki hiçbir kelimenin alelâde kullanılmadığını biliyoruz. O halde bu cümledeki kelimeler de gelişigüzel kullanılmış olamaz. Binler mânâlarından birkaçını paylaşalım: İman için “cennet çekirdeği” ,küfür için de “cehennem tohumu” ifadesi kullanılmış. Peki neden ikisi için de çekirdek veya tohum dememiş? Ayrı ayrı birisine çekirdek diğerine de tohum demiş? Bunun için öncelikle tohum ile çekirdek arasındaki farkı bilmeliyiz. Tohum, bitkilerde üreme için Cenab-ı Hakk’ın hikmet kalemiyle çizdiği tanelerdir. Kabuklu veya kabuksuz olabilir. Kabuklu olsa da kabukları çok kalın değildir. Bu yüzden de tohum çabuk yeşerir. Çabuk yeşerdiği gibi genelde de çabuk büyürler. Tohum, bir bitkide çok sayıda üretilir. Tohumların ekilme işlemi genelde toprağa gelişigüzel serpme şeklindedir. Çekirdek...

Risale-i Nur ve İlm-i Mantık

Resim
Mantık ilmi, binlerce yıl önce bulunmuş ve geliştirilmiş, pozitif bilimin de kesin ve net olarak kabul ettiği bir ilimdir. Mantık ilminin can damarı ise “kıyas”tır. Kıyas bir mantıkçının olmazsa olmazıdır. Kısaca mantık, “akıl yürütme yöntemleri ile bilmediği bir meseleyi, gözlemlemediği, deneysel olarak ispatlamadığı, varlığından kesin olarak emin olmadığı bir şey hakkında kesin bilgi sahibi olmak” şeklinde tanımlanabilir. Aristo’nun kıyas hakkındaki şu sözü de dikkata şayandır: “ Kıyas bir sözdür ki, kendisine bazı şeylerin konulmasıyla, bu konulan şeylerden başka bir şey, sadece bunlar nedeniyle zorunlu olarak çıkar”. Üstad Bediüzzaman Hazretleri de mantık ilmindeki “kıyas”a çokça başvurmuştur. Risale-i Nur’daki ispatların büyük çoğunluğu kıyas yöntemi ile halledilmiştir. Hatta Bediüzzaman, mantık ve kıyas ile ilgili “Kızıl Îcaz” isimli münhasır ilmî bir eser dahi yazmıştır. Öyle ki Cenâb-ı Hak insana kıyas ile kendisini bulabilmemiz ve tanıyabilmemiz için sayısız cihazat vermiştir....

Ahirzaman Atlıları

Resim
Biz şahs-ı manevînin bembeyaz atlarına binip dört nala gidiyoruz hakikate doğru. Zaman ahir zaman olduğu için her yer toz toprak. Bu yorulmaz atlarla koşarken, haliyle arkamız toz duman. Dönüp geriye bakmanın ne mânâsı olabilir? Baksak da bir şey görülmez zaten. Şahs-ı mânevî atlarından inip yayan gitmek isteyenlere de diyecek sözümüz yok artık. Karar onların kararıdır. Ama tozu dumanı yutanlar da yine onlar olacaktır. Oluyor da. İçlerinden bazıları pişman olup, izlerimizden bizi takip ediyor, duyuyoruz seslerini. Ama yetişenler maalesef hep az olmuştur. Çok az. Çünkü şahs-ı manevîden çıkanları şahs-ı manevî kolay kolay kabul etmiyor. Çıkmayı bir ihanet telakkî ediyor. Ömür sermayesi az ve gidilecek mesafe uzun… İsteriz ki durup bekleyelim onları bir yerlerde. Ama olmaz, olamaz. Dedik ya, vakit az ve gidilecek mesafe uzun… Ve geri kabul etmeyen de şahısların üstündeki bir şahıs: Manevî Şahıs (şahs-ı manevî) Küfürle olan manevî savaş, şu zamanda ahir zaman meydanında gerçekleşiyor. Bu m...

Bahar Yakındır (Acele Ettim Kışta Geldim)

Resim
Kur’ân’ın etrafındaki surların bir bir yıkılmaya başladığı bir hengamda ve Peygamber Efendimiz’in (asm) müjdelediği, her asırda gelecek olan müceddidin gelme zamanı tamam olduğunda bir Nur doğdu şarktan! Peygamber müjdeler de, etrafındakiler bu müjdeden bîhaber kalır mı! Bediüzzaman Hazretleri belki de (kesinlikle mânâsında) asrının, yani ahirzamanın en büyük İslam âlimidir! Bunu dönemin en büyük İslam âlimleri dahi kabul etmiştir! Bediüzzaman Hazretleri, Kur’ân etrafındaki surlar yıkılınca “Kur’ân doğrudan doğruya kendi kendini müdafaa edecek” diyor ve ekliyor: “İ’câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’câzın bir nev’ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.”(Sikke-i Tasdik-i Gaybî) Evet, Risale-i Nur, Kur’ân’ın i’cazının bir nev’ini açığa çıkardığı için O’nun çelik bir zırhı hükmündedir. Kur’ân’ın etrafındaki surlar yıkılmıştır ama O, üzerine çelikten Risale-i Nur zırhını kuşanmıştır. Hem de ne çelik! Eğilmez,...

En Kuvvetli Râbıta: Tesanüd

Resim
“Evet, temsilde hata yok, nasıl ki büyük bir velî, küçük bir Ashâb kadar hizmet-i İslâmiyede Ehl-i Sünnetçe mevki almadığı gibi, aynen öyle de, ‘Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve ittihadı muhafaza eden bir hâlis kardeşimiz, bir velîden ziyade mevki alıyor’ diye kanaatim gelmiş ve siz daima bu kanaatimi takviye ediyorsunuz.” Bediüzzaman, Şuâlar Üstad Hazretleri Risale-i Nur’da kâinatta müthiş bir tesanüd olduğundan bahsediyor. En küçük bir pireden en büyük bir gergedana, en küçük bir otdan en büyük bir çınara kadar herşey manen “tesanüd tesanüd” diye bağırıyor. Hiçbirisi hiçbirisine zıd bir tavır içerisine girmiyor. Cenâb-ı Hak tarafından kurulmuş ve O’nun tarafından idare edilen şu âlemin tesanüdünü bozmuyor, aksine sanki tesanüdü muhafaza için azamî gayret ediyor. Hayvanat âlemine baktığımızda en yırtıcı bir hayvanın görünüşte vahşice katlettiği hayvanlar ya sürülerindeki hasta olup bütün sürüye bunu bulaştırdığında sürünün tamamının ölmes...

Allah İhmal Etmedi İmhal Etti: "Risale-i Nurlar Özgür!"

Resim
Ellerinde kelepçeler.. Takılan kelepçelerin üzerinde de güller.. Dikkatle nazar etmeyenler güllere aldanıp, alkışlayarak uğurladılar onu.. Halbuki O hapse gidiyordu.. Suçu yalnız ve yalnız Hakikati haykırmaktı. Evet hakikati haykırmak suçsa ben de suçluyum! Çünkü tam 666 gün boyunca en gür sesimle haykırdım hakikati! Evet güllerle kamufle edip kelepçeler takılan ve hapse atılan Risale-i Nur du! Ben de Yeni Asya’yım! Dediler ki “Elhamdulillah Risaleleri artık devlet basacak!” Dedim ki “Bu kelepçenin gül ile kamufle edilmesidir kanma! Üstad devlet de bassın demiş, yalnız o bassın değil! Sakın aldanma!” Dediler ki “Ama bak biz de basıyoruz.. Elhamdulillah.” Dedim ki “Peki ya Risale-i Nur’un naşir-i efkârı ünvanına sahip Yeni Asya neden basamıyor? Hem hüküm artık padişahınsa yarın sana da basamazsın derse ne yapacaksın! Sakın aldanma!” Dediler ki “Sadeleştirmenin önüne geçildi..Elhamdülillah.” Dedim ki “Sadeleştirmenin değil Risale-i Nur’un önüne geçildi. Evet haklısın, O’nu tamamen yasakl...