Kayıtlar

Fatihasız Namaz

Resim
“Medâr-ı nizâ birşey varsa, meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız; herkes bir meşrepte olmaz. Müsâmaha ile birbirine bakmak şimdi elzemdir.” Yukarıdaki Üstadımızın veciz sözünü “Üstad Hazretleri çok sıkı tutmayınız, herkes aynı meşrepte olmaz demiş, demek meşveret kararlarına herkesi uydurmaya zorlamamalıyız, çok sıkı tutmamalıyız, bırakalım da kim uyarsa uysun, meşveret istibdadı yapmamalıyız, kardeşleri hür iradelerine bırakmalıyız” şeklinde yorumluyorsak ya bazı hususları tam bilmiyor ya da kendi içine düştüğümüz hataları Risale-i Nurdaki hakikatleri âlet ederek zorlama yorumlamalarla örtbas etme çabası içindeyiz demektir. Çünkü Meşveretin kararlarına uymak “vacip”tir. Yani Allah’ın emridir. Hepimizin malûmu, Üstad Hazretleri Allah’ın emretmiş olduğu bir hususta “çok sıkı tutmayınız” demeyecektir. Aksine bu tip emirleri çok sıkı tutma taraftarıdır. Peki bu cümlelerle bize neyi anlatmak istiyor asrın adamı! Resulullah’ın (asm) meşveret ile ilgili yaptıklarına ve tavırlarına şöyle bi...

Siyasi Tarafgirlik Mesleği

Resim
Meydan boş değil, hiç olmadı da. Ama sen kibrin ve enaniyetinle kafanı o kadar yukarı kaldırarak yürümeye alışmışsın ki etrafındakileri de göremez olmuşsun yukarı bakmaktan. Hizmet aşkı ile yanıp tutuştuğunu söylüyorsun! Peki nedir bu kin? Hizmet edenin içinde kin mi olur? Hizmet ehli, mü’min kardeşine adavet mi besler? Peki nedir bu selâm vermeden geçmelerin? Hizmet ehli böyle mi yaparmış ey hizmet ehli (!) Selâm senin bile değil, Allah’ın selâmı! Suizan bataklığında boğulanlar kendinde var olan bütün kötü hasletleri karşısındakilere vermeyi alışkanlık edinirmiş... Biz aynı mesleğin içinde aynı gaye için hizmet eden hizmetçiler değil miydik? Ne de çabuk unutmuşsun aslî vazifen olan “uhuvvet ve tesanüd bahçelerinde, kardeşlerine muhabbet meyveleri ikram etmen” gerektiğini. Boynundaki akrebi gösterenlere “bana düşman bunlar” denilir mi hiç? Sen üzerinde akrep olanları kardeşçe uyardığında aslında iç dünyanda onlara yoksa düşmanlık mı besliyordun? Madem öyle değil.. Yapma! Üzerinde akrep...

Yeni Asya ve Şahs-ı Manevi

Resim
Yeni Asya'da yayınlanan yazılar, bir şahsın değil bir Şahs-ı manevî' nin mürekkebi ile yazılıyor. Yazarlar için bazen öyle oluyor ki, satırlar ilham pınarlarından şarıl şarıl akıyor. Sonra dönüp yazdığına bakınca “Bunu ben mi yazmışım? Halbuki ben bunu yazmaktan acizim. Hayır! Bunu yazan ben olamam!” diyor o yazar. Yazdıran Cenab-ı Hak ve vesile olan da bu aziz cemaatin şahs-ı manevisidir. Bu şahs-ı manevinin mukaddes havuzu ne ile dolu ise şahs-ı manevinin kalemşörleri de onu yazıyor.. Yani yazdırılıyor. Yazar kardeşlerden birisinin paylaştığı ve başına sıkça gelen acip bir hadiseyi siz değerli okurlarımızla şevke medar olması için paylaşmak isterim: Bir mesele hakkında gönül dolup taşınca o taşanlar ziyan olmasın deyip alıyor eline kalemi ve yazmaya başlıyor.. Yazarken düşündüğü sadece ve sadece Hizmet-i Kuraniye ve Allah rızası.. Ve nihayet gönül pınarı “bu kadar yeter” deyip “dur” dediğinde tamamlıyor yazıyı. Ve tashih için eline alıp o az önce yazdıklarını başlıyor tetkik ...

Uzun Yılları Kısaltan Namaz

Resim
(Dördüncü Söz üzerine bir mülahaza) “ Bir zaman,bir büyük hâkim,iki hizmetkârını,herbirisine yirmi dört altın verip,iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: “Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bazı şeyleri mübâyaa ediniz.Bir günlük mesafede bir istasyon vardır..O has çiftlik ise Cennettir. O istasyon ise kabirdir. O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur.” (4.söz) Dördüncü Söz'de geçen hikayede bir yolculuktan ve bir istasyondan bahseder. Evet, insan uzun bir yolculuğun yolcusudur. Ve içinde bulunduğu dünya hayatı da bu yolculuğun bir safhası, bir misafirhanesi veya durağıdır. Peki ama anne karnında başlayan ve dünya, kabir, haşir ve oradan da son durağı ahiret olan bu yolculuk ne kadar sürecek? Bu uzun yolculuğun bildiğimiz gün-yıl hesabı ile uzunluğu ne? 4.Sözde Üstadımız akıllara çok güzel bir kapı aralıyor. Bir hikaye ile hakikati aklımıza yakınlaştırıyor. Hikayede b...

Ey Risale-i Nur

Resim
Şüphe yok ki Sen Cenâb-ı Hakk’ın izni ile ilhamen yazdırıldın ve ne bir insanın ne de bir devletin malı olamazsın, değilsin de. Senin sahibin ancak Rububiyeti elinde tutan bir Hâkim (cc) olabilir. Risalelerindeki Nur’unun kaynağı ise bize Rabbimizi tanıttıran küllî muarrif Kur’ân’dır. Nasıl ki Kur’ân, Resulullah (asm) ve Kâinat, Cenâb-ı Hakk’ı tanıttıran küllî tercümanlardır, sen de bu üç tanıtıcı ve tercümanın ahirzamandaki en küllî tercümanısın. Onları okumayı bilmeyenlere okumayı öğretiyor, anlamayanlara izah ediyor ve dilini bilmeyenlere tercüme ediyorsun. Seninle tanışma şerefine nail olan dağda bir çoban dahi olsa, en âli bir medresenin, en kıymetli, en müdakkik ve en çalışkan bir talebesi gibidir. Bilirsin ki, Talebe, ilmi talep edene denir. Seni tanıyan kadirşinaslar, senden sendeki ilmi talep ettiklerindendir ki sen onları “Nur Talebesi” namı ile yad ediyorsun. Ama “Kardeş”leri unutmuyor, “Dost”ların hatırını da kırmıyorsun. Seni imdada vasıta edip, mânen yardım isteyenlere, y...

Konu Komşu Duymasın!

Resim
İnsan kardeşine hiç kıyabilir mi! Bir derdi, tasası varsa sormadan, soruşturmadan yanına koşar. Haklı-haksız demeden elini uzatır. Küsmez, darılmaz. Yan gözle bakıp darıltmaz. Bağırmak istemez ama nefsine uyup bazen de bağırır. Sonra pişman olur ve sarar sinesini kendi sinesiyle. Onun hakkında istese de suizan etmez, edemez. “Benim kardeşim yanlış yapmaz!” der müfritane bir hüsn-ü zan ile. Evet, bu ifrattır ve yapılmamalıdır. Ama mevzu kardeş olunca ister istemez “yapılmazlar yapılır hale geliyor.” Bazen görse de yanlışlarını, kabullenemez. Kardeştir sonuçta, düzeltmek ister. Onu kırmadan düzeltme çabası içine girer. Duyurmaz kimselere kardeşinin hatalarını. Duyurmamaya azami dikkat eder. Kardeşler, arada kedi yavruları gibi boğuşur ve sonrasında yine kedi yavruları gibi oyuna dalarlar kinsiz, nefretsiz. Anneler hep derler ya: “Aman çocuklar! Kavga etseniz de konu komşu duymasın..Siz sonrasında gülüşüp eğleşirsiniz de komşu sizi hep kavga ediyor bilir. 'Bunlar nasıl kardeşlermiş, b...

"Nun" Harfindeki Sırlar

Resim
“Kur’ân’ın değil âyetleri, kelimeleri, belki nun-u na’büdü (ibadet ederiz manasındaki na’büdü’nün Nun harfi) gibi bazı harfleri dahi mühim hakikatlerin nurlu anahtarlarıdır.” (29. Mektup) “Nun, Yemin olsun kaleme ve yazdıklarına”[Kalem Sûresi, 68:1]” âyeti bütün kalemlerin ve tastîr ve kitapların aslı, esası, ezelî me’hazı ve sermedî üstadı kaderin kalemi ve nur ve ilm-i ezelînin nuruna işaret eden “Nun” kelimesidir. Demek “vez-zariyati” Zerrât Risalesine işareti gibi kuvvetli bir münasebetle, Nun kelimesi Risale-i Kadere kuvvetli işaretle bakar.” (Şuâlar/14. Şuâ) Üstad hazretleri 30.Söz' olan “Ene ve Zerre Risalesi”ne şu cümle ile başlıyor: “Ene ve zerre’den ibaret bir elif, bir nokta’dır.” Evet, iki maksattan oluşan 30.söz' ün birinci maksatı Eneden ikinci maksatı da Zerreden bahsediyor. Beliğ bir ifade ile 1.maksatın “elif” harfi ve 2.maksatın da “nokta” olduğunu söylüyor. Bediüzzaman Hazretleri Nun harfinin Risale-i Kadere kuvvetli işaretle baktığını anlatırken dikkatleri Z...