Kayıtlar

Tam Demokrat Mihenk Taşı: "Yeni Asya"

Resim
Yeni Asya ne zamanki bir mesele hakkında bir fikir beyan eder ardından eleştirilerin ve adeta topa tutulmanın ardı arkası gelmez. Bu durum, ta ki o meselenin hakikatinin Yeni Asya’nın söylediği gibi olduğu anlaşılıncaya kadar devam eder. Tarih tekerrürden ibarettir ve biz bunları defaatle yaşadık-yaşıyoruz. 1980 darbesi öncesinde “darbe” sesleri yükselince Yeni Asya da en yüksek bir ses tonu ile “Darbeye Hayır” demişti. O dönemlerde bir takım “dindar gruplar”  Yeni Asya’nın bu tutumuna “sizler solcularla birlik oluyorsunuz” şeklinde cevap vererek şiddetli şekilde eleştirmişlerdi. Bunun bir darbe değil de huzurun tekrar inşası şeklinde yorumlanmasına ön ayak olmuşlardı. Maalesef de başarılı olmuşlardı. Ta ki  “darbe” başlarına indikten bir süre sonra başlarının yarıldığını ve bu darbeden aldıkları yaraların tedavisinin seneler süreceğini anlayana dek.. Ama olan bütün millete olmuştu. Yeni Asya ve öncüleri her zaman darbelere ve darbe girişimlerine karşı olmuştur. Bu mücadelede ...

Hak haktır! Aza çoğa bakılmaz!

Resim
Ey Risale-i Nur’ların sadık Nur Talebeleri ve Risale-i Nur’lara muhabbet edip sözlerine itibar eden din kardeşlerimiz ve ey ceddi, İslâmiyetin sancağını asırlarca taşımış olan kahraman Türk evlâtları! Elbette ki sancağımız Kur’ân sancağı olduğu için küfür komiteleri ellerini yakamızdan hiç çekmemişler her türden oyun ve cerbezeyle aldatmak suretiyle birlik ve beraberliğimizi bozup bizleri kuvvetten düşürüp elimizdeki kutsal emaneti düşürmemizi beklemişler ve istemişlerdir. Bilmeliyiz ki o şebekeler ne halt ederlerse etsinler bizler Kur’ân’ın çelikten kal’ası içerisinden çıkmadıkça ve O’nun emirlerine riayette fütur vermedikçe bir halt edemezler. Lâkin, olur da nefsimize yenik düşüp düşmana karşı hiddete gelip o elmastan prensiplere olan bağlılığımızı yitirip gardımızı düşürürsek işte o vakit düşman fırsat bulacak ve belki de Allah muhafaza bize ciddî zarar verecektir. “Medeniyet” diye tesmiye ettikleri gaddar zihniyeti içimize sokup bizlerden “medenî” olmamızı bekliyorlar. Halbuki onla...

Bana Biraz Kendinden Bahset

Resim
Filan kişiyi iyi tanırım” diyen birisine “bana biraz ondan bahseder misin?” diye sorulsa uzun uzun anlatacaktır. “Şunları sever şunları sevmez” diyerek tanıdığı nisbette size tarif edecektir. Evet, çevremizde tanıdığımız hatta iyi tanıdığımız çok kişi var. Peki, ama bizi yaratan, yokluk karanlıklarından varlık âlemine çıkaran ve bizleri dünya gibi, içinde sayısız nimetler olan bir meydana gönderip, burada yaptıklarımızın neticesinde O’nun (cc) istediği ve emrettiği şekilde yaşadığımız takdirde Cennet gibi haddimizin çok üstünde olan bir nimeti vaad eden Allah’ı ne kadar tanıyoruz? Veya hakikî manada tanıyor muyuz? Aslında insan, kendisini hakikî manada tanısa O’nu (cc) da tanımanın kapısını açacaktır. O halde Ey insan!  Haydi bana biraz kendinden bahset: “Ben, severim. Yani birilerini, bir şeyleri sevmek isterim. Ve elbette ki sevilmek de isterim. Eşimi, arkadaşlarımı severim ve onlar da beni sevsin isterim. Bak, bu benim evlâdımdır. O’na şefkat ederim. Hem sadece evlâdıma değil bi...

Bediüzzaman Siyaseti Terk Ettikten Sonra

Resim
Bediüzzaman Hazretleri siyaseti terk ettikten sonra siyaseti dine alet yapmayı da bırakmış mıdır? Akla ilk gelen cevap: “Siyaseti, siyaseti dine alet yapmak için yapmışsa, siyaseti bıraktığında siyaseti dine alet yapmayı da bırakmıştır” gibi gelse de Bediüzzaman Hazretleri “vazifemiz siyaseti dine âlet ve dost yapmaktır” diyerek siyaseti dine alet yapmayı bırakmadığı gibi, bunu umumî bir vazife addetmiş ve bu vazifeyi, “siyaseti dine alet ve dost ve tâbi yapmak” tabirleri ile biraz daha kapsamlı hale getirmiştir. Said Nursî’nin, Bağdat’ta çıkan ed-Difa gazetesinin muharriri İsa Abdülkadir’in Arabî makalesinin tercümesinin E-mirdağ Lâhikası’na aldığı kısmı da bu hususta gerçekten enteresan ifadeler ihtiva ediyor: “Nur Talebeleri siyasetle iştigal etmez, siyasetten kaçıyorlar. Eğer siyasete mecbur olsalar, siyaseti dine âlet yapıyorlar, tâ ki siyaseti dinsizliğe âlet edenlere karşı dinin kudsiyetini göstersinler. Siyasî bir cemiyetleri asla mevcut değil.” İfade de geçen “siyasete mecbur ...

Gencin Genç ile bir Hasbihali

Resim
“Aksaçlılar! Gençlerin size ihtiyacı var” başlıklı yazımızda gençlerin içinde bulunduğu durum ve aksaçlılarımızın gençlerle olması gereken münasebetinden bahsetmiştik. O yazı, Risale-i Nur dairesi içerisinde, yaşları ilerlemiş ve yaşadıkları yüzlerce hadise dolayısıyla yüzlerce tecrübeye sahip kıymetli ve tam Nur Talebesi ağabeylerimizle bir hasbihal idi. Ne onlara bir nasihat ne de ahkâm kesmekti. “Neden sadece aksaçlılara nasihat edilmiş, gençlere nasihat yok” gibi bir takım itirazlar haklı olarak akla gelebileceğinden bu yazı “beni yaz” dedi. Biz de onu kırmadık.. O yazıdakilar nasihat değil hasbihal idi buradakiler de öyle tahayyül edilsin. Ey genç kardeşim! Biz henüz 1-2 yaşlarında yerlerde emekleme provaları yaparken harıl harıl hizmet aşkı ile sağa sola koşuşturan gençler vardı... Her gün harıl harıl Risale-i Nur okuyanlar... O ders senin bu ders benim haftanın 7 gününe bilmem kaç ders sığdıranlar vardı. O okuma programı senin bu Külliyat bitirme programı benim diyerek 7/24 hizm...

Ağlama Küçük Bosnalı

Resim
Sene 1992-93... Henüz 10 yaşlarında bir çocuğum. Medeniyetin beşiği olan (!) Avrupa’nın göbeğinde büyük bir katliâmın başladığı yıllar.. Bosna Hersek resmen kan ağlarken, kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar herkesin gözleri önünde yüzer yüzer katledilip resmen büyük bir soykırım gerçekleştiriliyor ve dünya sessiz. Hatta öyle ki sanki umurunda dahi değil olanlar... Hatta bu umursamaz tavırları sergileyenlerin bazılarının adı Müslüman Devlet... Srebrenitsa Katliâmı’nın yıl dönümü münasebetiyle sosyal medyada yoğun olarak bu katliâmla ilgili hatıralar, yazılar paylaşıldı.. Okuduğum bir tweet ile 24-25 sene öncesine gittim. O dönemlerde, katliâmın olduğu yerden binlerce kilometre uzaktaki bir çocuğun —yani 10 yaşımdaki halimin— dahi o zulümden nasıl etkilendiğini mütalâa ettim. Okuduğum tweet şöyle idi: “Katliâm sırasında Bosna’da küçük bir çocuğun annesine sorduğu bir soru: ‘Askerler çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” ‘Evet kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlar... Kelimelerin k...

Risale-i Nur'un İrşad Vazifesi (Ödüllü Makale)

Resim
  Bu makale 2016 Köprü Dergisi Makale işleme Yarışmasında Ustalar Kategorisinde 2 nci olmuştur. İrşad ve Mürşid Risale-i Nur'un İrşad vazifesi Bir Mürşid olarak Risale-i Nur Akif Arslan Özet: İrşad ve Mürşid kavramları İslamiyet ile bütünleşmiş en önemli kavramlardandır. Hz. Peygamber (S.A.V) 'e inen ilk ayetle birlikte başlayan yeni irşad vazifesi günümüze kadar devam ederek gelmiştir. Abdülkadir Geylanilerden, Sa'd-ı Taftazanîlere, İmam-ı Rabbanîlerden, Mevlanalara kadar tüm İslam alimleri zamanının büyük irşad edicileri yani mürşidleridirler. Ve kendi zamanlarına en uygun irşad yöntemleri ile mürşidlik vazifelerini yerine getirmişlerdir. Bediüzzaman Hazretleri de 13. Asırda gelmiş bir müceddid olarak İrşad yöntemi üzerinde köklü bir yenilik gerçekleştirerek Risale-i Nur Külliyatı'nı kaleme almıştır. Bu çalışmada Risale-i Nur'un irşad vazifesini ne şekilde yaptığı ve Bediüzzaman Hazretleri'nin irşad ve mürşid kavramlarını ahirzamanın şartlarına göre ne şekilde...