Kayıtlar

Gazete'nin Cemaati mi yoksa Cemaatin mi Gazetesi?

Resim
Yeni Asya Gazetesinin 1990 daki uğradığı baskında henüz 8 yaşında idim.. Cemaatimin ve şuan görüş yazarlığı yaptığım gazetemin yaşadıklarından bihaber çocukça oyunlar oynamakla meşguldüm.. Bu hadiseleri  abilerimizden hayretler içerisinde dinledik senelerce. “Nasıl olur!” dedik.. “Olamaz!” dedik. Bu yaşananlara bir türlü inanmak istemedik. Ama zaman ihtiyarladıkça eskinin çocuk, yeninin büyükleri “olamaz gibi görünen” hadiselerin nedenini, niçinini öğreniyor ve olamaz sanılanların nasıl da olabilir hale geldiğini daha iyi idrak ediyor. Her dönemin derdi, sıkıntısı, imtihanı farklı oluyor. Belki de zaman kıyamete yaklaştıkça imtihanlar da zorlaşıyor. Ama ne enteresandır zorlaşsa da zahiri itibarı ile öyle değil.. kazanılması çok kolay görünen ama kazanılması çok zor olan imtihanlar.. Yaşıyoruz! Görüyoruz! Şimdi biz büyüdük ama çocuklarımız oyunlar oynayıp yerlerde emekliyor. Yaşanan hadiselerden bihaber aldırış etmeden mutlu ve sınırsızca heyecanlı. Bir zamanlar babalarının da çocuk...

"Elif" Sadece Bir Harf Değildir

Resim
Elif harfi arapçadaki ilk harf olması haricinde tüm surelerin ve Kur'an-ı Kerim'in başında yer alan Besmelenin de ilk harfidir. Ancak besmeledeki bu elif okunmaz, b harfini okutur. “Besmeledeki B nin esrarı” başlıklı yazımızda bu meseleyi detaylı olarak izah ettiğimizden detayları ona havale ediyoruz. Ancak Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan “Elhamdulillahi rabbil alemin” in ilk harfi de elif'tir ve okunur. Hatta kendisinden sonra gelen lam harfini de kendisinin bir “kamerî harf” olması hasebiyle okutur. Böylelikle “el” lafzını ağızdan çıkartarak sonrasında gelen “hamdu” kelimesine özel bir mana yükleyip “hamdulillah” şeklinde devam etmesiyle sadece Allah'a yapılan bir hamd manasını cümleye yükler. Kısaca Fatiha'nın başındaki elif harfi “Hamd” lafzını sadece Allah'a ihsas ederek “Elhamdulillah” lafzına, şükrün sadece O'na (c.c) yapılacağı şeklinde özel bir mana yükler. Arapça dilbilgisine göre bu manayı yükleyen “lam” harfidir ancak cümledeki lam harfi...

İlk Okuma (Ödüllü hikaye!)

Resim
(Bu yazı Zübeyir Gündüzalp Hikaye Yarışmasında Üçüncülüğü kazanmıştır) Yarışma Sonuçları (tıkla) Ben okumak için yaratılmışım. Ne zaman yeni bir kitaba başlayacak olsam, önce usulca ellerimin arasına alır sonra gözlerimi kapatıp derince içime çekip koklarım kapağını.. O koku beni benden alıp sanki kitabın içerisinde bir cümle, bir harf haline getirir. Sanki kitabın içerisinde, kitabın cümleleri, satırları arasında hayalî bir seyahate çıkarım. Ne ilginçtir ki ben okumayı yaşıtlarımdan geç öğrendim. Herkes ilkokul birinci sınıfı bitirdiğinde okuma-yazma bilirken ben daha sökememiştim. Babam o yaz uzun uğraşlar neticesinde öğretmişti bana. Benim için küçük olmak okumayı bilmediğim yaşlardır. Okumayı öğrendikten sonraki yaşlarımı hep büyük hatırlamışımdır ve o yaşlarda kendimi öyle de hissetmişimdir. Bazıları “şu yaşta bunu yaptım, bu yaşta bunu yaptım” diye sıralar ya hani. Benim için bu süreç okuma ile başlamıştır. Okumaktan önce okumaktan sonra.. Bilemiyorum 5 yaşında mıydım 6 mı? Küçük...

İnsan Güzel Ahlâkla Doğar

Resim
''Çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras, güzel ahlâktır” buyuruyor Kâinatın Efendisi (asm). Peki ama canımızı dahi düşünmeden feda edebileceğimiz yavrularımıza güzel ahlâkı nasıl vereceğiz? Doğru yöntem nedir? Öncelikle şunu iyi bilmeliyiz ki her insan gibi her çocuk da kendine has bir karaktere sahiptir. Ve hiçbir çocuk kötü bir karakterle veya fıtrata aykırı bir ahlâkla dünyaya gelmez. Zira Cenâb-ı Hak: “(Resûlüm!).. Allah’ın insanlığın özüne yaratılıştan nakşettiği fıtrata çevir; (tâ ki) Allah’ın yarattığında olumsuz bir değişme olmasın” 1 buyurur. Peygamberimizin (asm) “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” 2 hadis-i şerifi de insanın aslında dünyaya gelirken güzel bir ahlâkla geldiğini ispatlar nitelikte. Evet, insan İslâm fıtratı üzerine güzel bir ahlâkla yaratılmış ve o güzel ahlâk ile dünyaya gönderilmiştir. Ancak çocuğun etrafındakilerin olumsuz veya yanlış hâl ve hareketleri maalesef bu fıtratın bozulmasına sebep olmaktadır. Müslüman olmayan bir ai...

Kemiyetin Keyfiyete Nisbeten Ehemmiyeti Yok!

Resim
“..ansızın önden ve arkadan uğradıkları hücûm sebebiyle ne yapacaklarını şaşırmışlar, bir çok şehid vererek, şuraya buraya dağılmışlardı. Bir ara, Resûlullahın (asm) etrafında sadece, ikisi muhâcirlerden, yedisi ensârdan olmak üzere dokuz kişi kalmıştı..” [Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)] Resulullah (asm): “Ey Allah’ın kulları, bana geliniz, etrafımda toplanınız” diyordu fakat kimse onu duymuyordu… ««« Uhud! 750 mü’minin katıldığı kanlı savaş. “Kazandık” denildiği bir noktada neredeyse tüm İslâm ordusunun ganimet peşine düştüğü ve ardından kurnazca bir saldırıyla darmadağın olan bir ordu. Ve müşriklerden kahrolasıca bir çığlık: “Muhammed öldü! Muhammed öldü!” Ve ardından üç güruha ayrılan İslam Ordusu: 1- “O (asm) öldüyse yaşamanın mânâsı yok. O halde şehit olana dek savaşalım” diyenler. 2- “O (asm) öldüyse savaşmanın mânâsı yok. O halde kaçıp Medine’ye geri dönelim” diyenler. 3- O’nun (asm) yanından zaten hiç ayrılmadıklarından dolayı o yalana tenezzül etmeden Hz. Muhammed’in (asm) ...

Zalimler için Yaşasın Cehennem!

Resim
Evladı olanlar iyi bilir. Sabah uyanır uyanmaz ilk işleri evlatlarının o mis kokusunu içlerine çekip kalplerindeki muhabbet musluklarını ardına kadar açıp, kucaklayıp o minik bedeni, sımsıkı sarılmak olur. Evlat ne kadar büyüse de sizin nazarınızda hep minnacık bir bebek olarak kalıverir. Öpmeye, koklamaya doyamaz “Keşke bugün iş olmasa” deyip bir iç çekersiniz ve ayrılmak istemezsiniz o masum yavrunuzdan. Ama mecbur üzerinizi giyinir ve düşersiniz derd-i maişet için yollara. Ve vardığınızda iş yerinize sabah ilk çayınızı yudumlarken “Dünyada ne olup bitiyor” diyerek gezinirsiniz haber sitelerinde... Evet ben de her zamanki gibi böyle çıkmıştım evimden ve böyle varmıştım iş yerime. Ama o gün ilk çayımı içemedim.. Boğazımdan geçemedi ne kadar zorlasam da.. Çünkü boğazım düğüm düğüm.. O sabah bir sahile minnacık bir beden vuruvermişti.. O fotoğraf tüm mutlulukları tek bir saniyede alıp götürüvermişti. Neden bilmiyorum ama normalde o sahnedeki yetişkin bir insan olsa idi bu haleti yaşatam...

İki Soru-İki Cevap

Resim
Bediüzzaman Hazretleri bizim siyasetten uzak durmamızı söylüyor, siyasetten men ediyor. O halde: 1- Risale-i Nur’a Bandrol Engeli / Devlet Tekeli meselesini gazetemiz vasıtası ile takip etmek bu metne aykırı mıdır? 2- Normal siyaset sahnelerini gazete ve mecmualardan takip etmek bir Nur Talebesi için uygun mudur? Uygun değilse gazetemiz de siyasî haber yapıyor. Gazetemizi de takip etmemeli miyiz? Öncelikle soruyu düzelterek başlayalım. “Risale-i Nur’a bandrol engeli veya devlet tekeli” ile ilgili meseleleri takip etmek bir Nur Talebesi açısından siyasî meseleleri takip etmek değildir. Yasak “siyasî bir yasaktır”, ancak bu yasağa karşı çıkmak da, yasak ile ilgili gündemi takip etmek de siyasî bir tavır değildir. Çünkü Üstad Hazretleri hayattayken de bir çok kez Risaleler toplatılmış ve yasaklanmıştır. Üstadımızın o günlerdeki tavrı da daima Risaleleri ve iman hakikatlerini savunmak şeklinde olmuştur. Bununla ilgili Risale-i Nur’da bir çok mektup ve mahkeme savunmaları mevcuttur. Nur Tal...